Sabetay Sevi’nin hayatı! Yahudi dönmesi Sabetay kimdir?

İslam ordusu 8. yüzyıla gelindiğinde doğuda ve batıda en uzak köylere kadar ilerlemiş, doğal sınırlarına ulaşmış bulunuyordu. Başkenti Şam olan Emeviler artık gözünü Vizigotların hakimiyetindeki İber Yarımadasına dikmişti. Ünlü İslam komutanı Tarık Bin Ziyad, 711 yılında Cebel-i Tarık boğazını geçerek ilk akınları başlattı. Kısa sürede İspanya Müslümanların eline geçti. İslam ordusunun zaferi için Vizigotların baskısı altında inim inim inleyen Yahudiler de destek vermişti.

Ortaçağ Avrupası Katolik Kilisesi’nin ölümcül bir baskısı altındaydı. Günümüzde halâ tartışılan bilim-din çatışmasının ilk temelleri bu yıllarda atıldı demek yanlış olmaz. Oysa aynı yıllarda İslam dünyasının kontrolündeki İber Yarımadası’nda bilim ve din uzlaşmış, insanlar vahşetten uzak birbirine saygılı bir medeniyette yaşamanın coşkusu içindeydi. Müslümanlar İspanya’yı fethettikten sonra halkı dini inanışları konusunda serbest bırakmıştı. Müslüman olmayanlara, cemaatleriyle ilgili işlerde kendi kanunlarını tatbik etmelerine izin vermişti. Vizigotların işkencesi altında yaşayan dini liderleri serbest bırakarak, kendi cemaatlerinin yöneticisi saymıştır. [1]

Asya’nın batı ucu “birlikte yaşama” (Convivencia) kavramıyla ilk kez Emeviler’in İspanya’yı fethiyle tanışmıştı. Tarih boyunca sürgün yemiş Yahudiler Vizigot zulmünden kurtulmuş,  ganimetlerden pay alır ve dini cemaat kurabilir hale gelmişti. Yahudiler Arapların hoşgörülü devlet idaresine biat etmişti.

VE ENDÜLÜS HRİSTİYANLARIN ELİNE GEÇER…

Yıllar içinde parçalanan Endülüs Müslümanları küçük lokma haline geldikten sonra toprakları Hıristiyanların eline geçti. İspanya’nın Hırıstiyanların eline geçmesinin hikayesi oldukça trajedik.Derin Tarih dergisine röportaj veren Prof. Dr. Bekir Karlığa bir yahudinin yaktığı fitne ateşinin nasıl alev aldığını şu cümlelerle anlattı;

“Kurtuba’da Hz. Peygamber’e (sav) hakaret eden bir Hıristiyanın idamı üzerine “Kurtubalı Ölüler Olayı” diye bir isyan çıktı. Bir Yahudi bu isyan öldürülen kişilerin kanlı gömleklerini, kemiklerini alarak Paris ve İtalya’ya götürdü. “Müslümanlar bize böyle zulüm ediyor” diyerek halkı tahrik etti.

Papazlar Müslümanların dinsiz olduklarını, Kâbe’de Hacer-i Esved’in etrafında dönerek kara taşa taptıklarını, Allah’ın 99 isminin her birinin birer putun adı olduğunu ve dolayısıyla 99 ayrı puta inandıklarını, Hz. Muhammed’i Tanrı olarak kabul edip ona ibadet ettiklerini söyleyerek halkı Müslümanlara karşı tahrik ediyorlardı.  Troubadour dediğimiz –bizim aşıklar gibi- gezgin şairler okudukları destanlarla halkı galeyana getiriyorlardı. Köy köy dolaşıp halka, Müslümanların Endülüs’te yaptıklarını iddia ettikleri sözde zulümleri anlatıyorlardı. Her biri yüzlerce sayfalık 200 civarında destan günümüze ulaşmış bulunmakta.

Bu olaylardan sonra kısa süre sonra önce Sicilya’yı Müslümanların elinden aldılar, sonra da İspanya ve Endülüs’ü. Ardından yaklaşık 200-250 sene sürecek olan Haçlı seferleri başlatıldı.”[2]

İslam dünyasında sahabe döneminde Abdullah İbn-i Sebe’nin başlattığı Yahudi fitnesi Endülüs dönemiyle de sınırlı kalmayıp günümüze kadar gelecekti.

Ancak Hıristiyanlar Müslümanlar gibi hoşgörü politikasının zerresini bile göstermedi. Kısa sürede İber Yarımadasında cadı avı başladı. Hedefte Müslümanlar ve bilhassa Yahudiler vardı. O dönemde meydana gelen büyük felaketlerin sorumlusu olarak Yahudiler gösteriliyordu.

Din adamlarının kışkırttığı halk Yahudilere saldırıyordu. Can güvenliğini tehlikede gören Yahudilerin bir kısmı din değiştirerek Hırıstiyan olmuş büyük bir çoğunluğu ise din değiştirmiş rolü yapmıştı. Ölüm korkusu bir çok aileyi yalandan din değiştirmeye itse de gözü dönmüş Hırıstiyan kitleler duracak gibi değildi.

Kastilya Kraliçesi İzabel ve Aragon Kralı Ferdinand’ın emriyle İspanya’da Engizisyon mahkemeleri kurulmuştu.  Bu mahkemede yargılanan çok sayıda Yahudi “gerçekten din değiştirmedikleri” için ateşe atılarak yakılmıştı.

J.Michelet, o dönemde Engizisyon mahkemelerinde Yahudilere nasıl muamele edildiğini şu cümlelerle anlatıyor;

“Albigeos’lardan beri buna benzer bir hal görülmemişti. Ateşte yakılmak, açlık, yokluk, sefaletler ve denizde boğulmalarla dolu, ani bir firar felaketi yüzünden, on yıl içinde bir milyona yakın Yahudi, bir o kadar da Mağrip’li telef olmuştu. Engizisyon, Sevilla şehrinin kapılarına, her köşesinde bir insan yakılan, içleri boş birer peygamber heykeli bulunan, taştan işkence yerleri yaptırdı; iniltiler yükseliyor, yanık yağ kokuları genizleri dolduruyor, dumanlar etrafı bürüyor, her taraf kokuyordu. Fakat ölümü bekleyenlerin dehşet veren çehreleri ve kıvranmaları görünmüyordu. Bu şehrin yalnız tek bir yıl içinde (1481) erkek ve kadın, zengin veya fakir olmak üzere iki bin insanın ateşte yaktırıldığı bütün bir milletin alevlere kurban edildiği tespit olunmuştur.”[3]

Kral Ferdinand ve eşi Kraliçe İzabel, tüm baskılara rağmen Yahudileri tam olarak Hırıstiyanlaştıramayacaklarını anlayınca sürgüne karar verdiler. İslam’ın Endülüs’teki son kalesi Granada’nın da düşmesiyle Ocak 1492’de sürgün kararı alındı.

Sürgün edilenlerden Portekiz, İtalya, Kuzey Afrika ve Osmanlı Devleti’ne sığınmıştı. Ancak Yahudiler kendilerine kapılarını açan Osmanlı Devleti’nden başka bir yerde huzuru bulamayacaklardı.

OSMANLI YAHUDİLERE SAHİP ÇIKTI

Yahudilerin sürgün travması Osmanlı’da dindi demek yanlış olmaz. II. Bayezid Osmanlı topraklarına gelen Müslümanlarla gelen Yahudileri hoşgörü ile karşıladı. Yahudiler ilk olarak İzmir, İstanbul ve Selanik’e yerleştirildi.

Bayezid Han son derece adil, merhametli, alim, takva ve hilm sahibi idi. Bu hasletleriyle “Bayezid-i Veli” olarak tanınırdı. Güzel hasletleri pek çoktu.[4] Dolayısıyla II. Bayezid yapması gerekini yapmıştı ve Müslümanlarla birlikte Yahudileri de zulümden kurtarmıştı.

Ancak durumdan vazife çıkaran Yahudi yazarlar da yok değil. Güya II. Bayezid İspanya ve Portekiz Yahudilerini; içlerinde el sanatları, doktorluk ve ticaret gibi alanlarda yetenekliler olduğu için, onlardan faydalanmak gayesiyle Osmanlı topraklarına almış. Hatta içlerinden daha da ileri giden gayretkeşler II. Bayezıd’ın “Ferdinand’a işini bilir bir Kral deniyor; hâlbuki o, kendi krallığını fakirleştiriyor, benimkini zenginleştiriyor” dediğini iddia ediyor olsalar da aklı başında tarihçiler gerek kaynak yetersizliğinden gerek Osmanlı padişahlarının uygulamalarına bakarak bu iddiayı yalanlıyor. Keza bu hoşgörü sadece İspanya’dan gelen Yahudilere mahsus değildi.

Hatta Yahudi tarihçilerden Eliyahu Kapsali “Eğer Tanrı’nın inayet ve merhameti olmasaydı, bize kucak açan Türk Sultanı II. Bayezi’i vesile kılarak bizleri kurtarmasaydı, Sodom ve Gomore halkı gibi hepimiz yok olup gidecek, yeryüzünde Yahudi namına bir şey kalmayacaktı.” demişti. [5]

SÜRGÜNÜN NEDENİ NE?

Yahudi ve Müslümanların katledilip sürgün edilmesinin “resmi tarih”e göre iki sebebi var. Birincisi Kraliçe İzabel ile Kral Ferdinan’ın Yahudileri ve Müslümanların varlığını Hıristiyan birliğini sağlaması açısından tehlike olarak görmesi. İkincisi ise Yahudilerin ellerinden alınacak para idi. Çünkü varlıklı Yahudiler İber Yarımadasını terk etmeden önce sahip oldukları ne varsa çok ucuza satmışlardı.

PEKİ YA ASIL NEDEN?

Peki Yahudi sürgünündeki asıl neden neydi? Gerçek resmi tarihin söylediğinden farklı mıydı? Oda Tv’de (Oda TV’nin nasıl bir karanlık oluşum olduğunu ilerde işleyeceğiz.) Salim Meriç imzalı “Büyük Yahudi Göçünün Gerçek Hikayesi” başlıklı makale bir hayli ilginç. Çarpıcı yazıya göre aslında Conversolar (Yahudi dönmeleri) kendilerini gizlemeyi başardı ve devletin özellikle de dini kurumlarına başarıyla sızdı.

“Konversolar, bu gizlilik sayesinde kısa sürede bütün dini kurumları ele geçirdiler. Kısa zamanda devletin ve kilisenin üst mevkilerine geldiler. Dönme yahudilerin, taht üzerindeki etkisi tahmin edilenden çok daha büyüktü. Katolikliğin en koyu savunucusu İspanya krallığının, dini kurumları dönme yahudilerin elindeydi. Yahudiler özellikle ekonomide büyük bir egemenlik kurmuşlardı ve sarayı da istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. Yahudilerin bu denli etkin ve güçlü bir konuma gelmelerinde, üstte de vurgulanan “dönme”lik sistemi önemli rol oynamıştı. Katolik yasaları Yahudileri resmi görevlerden dışladığı için çoğu Yahudi din değiştirmiş gibi görünüyor ve böylece devlet yapısı içinde kolaylıkla yükselebiliyordu. Bu “dönme”lerin neredeyse tümünün gerçekte asıl dinlerine ve kimliklerine olan bağlılıklarını korudukları ise herkesçe bilinen ve kabul edilen bir gerçektir.”[6]

Yazıdan alıntı yapacak olursak Real Academia De La Historia yani İspanya Kraliyeti Tarih Akademisi’nin yaptığı incelemelere göre Kraliyet arşivlerinden, 1452-1492 dönemlerindeki Endülüs devletini yıkan, Yahudileri İspanyadan sürgüne gönderen, Engizisyon mahkemelerini kuran Rahiplerinin, piskoposların, rektörlerin, hazinedarların, yargıçların, konverso (dönme) yahudi olduklarının Kraliyet arşivlerinde isim isim yazılmaktadır. Kraliyet akademisinin düzenlediği “Historia Literatura de La Española” İspanya tarihindeki devlet ve din adamlarının otobiyografilerinde, konverso din adamaları ve siyasilerin, listeleri isim isim yer almaktadır. Nitekim buradaki konversoların isimleri, Yahudi kaynaklarında ve Katolik kaynaklarda da geçmektedir.

Ağzınızın açık kalması normal. Çünkü Kraliyet arşivlerinden çıkan belgelere göre Yahudileri sürgüne gönderen de Yahudiler. İşin daha da ilginci İspanya’daki engizisyonun mucidi Kraliçe Isabel ve Kral Fernando’da Yahudi asıllıydı. Aynı yazıdan devam ediyoruz…

“Aragon Kralı (1425-1479) II. Juan’ın en yakın dostları ve adamları konverso yahudilerdi. 1469’da oğlu (1452-1516) II.Fernando’yu , Kastilya ailesinden V. Henry’nin kızkardeşi, Kastilya kraliçesi İsabella ile evlendirdi. Bu evlilik Yahudiler ve dönme (konverso) Yahudiler tarafından da desteklendi. Çünkü İsabella’da Fernando’da Yahudi soyundan geliyordu. Aragon Kralı II.Juan’ın ikinci eşi, Navarra kraliçesi, Juana Enríquez’in ailesi konverso kökenliydi. Kral II.Fernando anne tarafından yahudi asıllıydı. Kastilya kraliçesi I.İsabella’nın annesi, kraliçe Isabel de Avis y Braganza, konverso yahudisiydi. Bu evlilikten sonraki yıllarda Kastilya ile Aragon krallığı 1474 yılında birleştirilerek tek bir krallık haline geldi. Real Academia de la Historia Boletin XV. Historia social, politica y religiosa de los Judíos de España y Portugal, Tomo III. Madrid.1875, p.442

İspanya Kral’ı II.Fernando’nun hazineden sorumlu genel müfettişi Micer Luis de Santagnel, konverso Yahudiydi. Haham bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş sonradan Hristiyanlığa geçmişti. Real Academia de la Historia Boletin XV. Historia social, politica y religiosa de los Judíos de España y Portugal, Tomo III. Madrid.1875, p.218
İspanya’nın iki krallığından biri olan Aragon’un hazine bakanı Gabriel Raphael Sanchez’de konverso Yahudiydi. Yahudi iken Alazar Goluff olan adını vaftiz olduktan sonra Gabriel Sanchez olarak değiştirmişti. C. Kolomb’un yolculuğuna finansman sağlayan önemli isimlerden biriydi. Real Academia de la Historia Boletin XV. Historia social, politica y religiosa de los Judíos de España y Portugal, Tomo III. Madrid.1875, p.225
Kraliçe İsabella’nın sekreteri, keşiş Fernando del Pulgar, Kral Fernando’nun danışmanı ve sekreteri Fernando Alvarez ve Alfonso de Avila, konverso Yahudilerdendi. Real Academia de la Historia Boletin XV. Historia social, politica y religiosa de los Judíos de España y Portugal, Tomo III. Madrid.1875, p.242”[7]

Daha fazla ayrıntı verip yazıyı boğmak istemiyorum. İsteyen dipnottan makalenin linkinden detayları okuyabilir. Özetlemek gerekirse mesele odur ki; Hıristiyan Katoliklerin en önemli kurumlarını nüfuz etmiş kripto Yahudiler, hem Hıristiyanlar adına acımasız kararlar alıyor, hem de Yahudi soydaşlarını olmadık katliam ve baskılara maruz bırakıyorlardı. Peki bunun sebebi neydi?

YAHUDİLER YAHUDİLERİ NEDEN SÜRGÜN ETTİ?

Bu sorunun yanıtını da yine yazar Salim Meriç (gerçek adı buysa tabii, karanlık sitenin yazarının da takma ad kullanması olasıdır) veriyor.

“Sabetay Sevi’nin etkisinde kaldığı Kabalist Issac Luria, sürgünleri şöyle yorumlamaktadır.

İssac Luria’ya göre, Yahudilerin yeryüzüne dağılması bir felaket değil, planlanmış bir olaydır. Yahudilere, kutsal kıvılcımları, klipalar ortamından öteki taraf’tan kurtarıp toplamak için verilmiş bir görevdir. Bu şekilde bütün kıvılcımlar eksiksiz olarak kurtarılabilirse Tikkun gerçekleşmiş olur. Tikkun’un gerçekleşmesi ile de Maşiah (Mesih) gelecektir. İsrailoğulları kurtulacak, Vaadedilmiş Topraklar’a dönecek, yıkılmış olan Tapınak’ı yeniden inşa ederek sonsuza kadar hüküm süreceklerdir. Şalom, İssac Luria Kabala Felsefesi, 27 Ekim 1993”

Yani beklenen Mesih’in gelmesi için Yahudilerin dört bir yana dağılması lazım. Kendi istekleriyle asla evlerini barklarını terk etmeyecek Yahudileri göçe zorlayacak tek şey ölüm korkusu ve işkence olabilirdi. Tıpkı II. Dünya savaşında Yahudi silah baronlarının kendi soydaşlarını sabun yapan Hitler’i, Filistin’de kurulacak devlet için mali açıdan desteklemesi gibi…

SABETAY SEVİ KİMDİR?

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin her dönem gizemini korumuş sahte Mesihi Sabetay Sevi 1 Ağustos 1626’da İzmir’de dünyaya geldi. Sabetay’ın doğum tarihi İbrani takvimine göre mabetlerinin Romalılar tarafından yıkıldığı günün yıldönümüne denk gelmişti. İnanışa göre Mesih de bu tarihte doğacaktı. Sabetay bu tevafuku Mesihliğini ilan ettiği günlerde de çevresini etkilemek için kullanmıştı.

Araştırmacıların kahir ekseriyeti Sabetay’ın Sefarad yahudisi olduğunu yani II. Bayezid’in Endülüs’ten İstanbul’a getirdiği Yahudilerden olduğunu yazmıştır. Ancak Gershom Scholem “Sabetay Sevi Mistik Mesih” adlı hacimli kitabında Alman kökenli bir Aşkenaz olabileceğini dile getirir. [8]

Sabetay’ın babası Mordehay Sevi (“Kara Menteş” lakabıyla anılırdı. Bugün hâlâ “Menteş” soyadının kullanılması tesadüf mü?) varlıklı bir tüccardı. Sabetay’ın iki erkek kardeşi de babalarının izinden gitti. Ancak Sabetay’ın okumaya meraklı olduğunu gören ailesi onu bir haham gibi yetiştirmeye karar verdi.

Dini eğitimlerini alan Sabetay akranları arasında garip davranışları olan biri olarak tanınıyordu.  Sık sık yıkanmayı kendine alışkanlık haline getirmişti. Ancak o hamama değil, deniz kıyısına gidiyordu. Kış aylarında bile kendini soğuk suya atmaktan çekinmiyordu. Ayin kabilinden suya dalmaya yapılan yeni vurgu Safed’den kaynaklanmışa benziyor ve oradan Kabalacı ahlakçılar tarafından yaygın hale getirilmişti. [9]

Sabetay başta İzmir’deki rabbilerin önde gelen ismi Yosef Eskapa olmak üzere ünlü bilginlerden eğitim aldı. Normal din eğitimini tamamlayan Sabetay 18 yaşına geldiğinde Yahudi mistizmi olan Kabala’ya merak sardı. Kabala’yla tanışması Sabetay için bir dönüm noktası oldu…

Yahudi cemaati arasında garip davranışlı biri haline gelen Sabetay, 20 yaşına geldiğinde ilk evliliğini yaptı. Ancak bu evlilik fazla uzun sürmedi. Çünkü ilerde de göreceğimiz gibi Sabetay eşlerine “el süren” biri değildi.

“HAVADA DURDUM ŞAHİTLERİM VAR”

Sabetay Sevi arkadaş sohbetlerinde akli dengesi yerinde olan insanların söylemeyeceği sözleri dile getirmeye başlamıştı.

Sabetay İşaya 14:14’teki “Bulutların tepesine çıkacağım; en yüksekteki gibi olacağım” sözlerini okurken kendinden geçmiş, adeta uçtuğu  zannına kapılmıştı. Bir defasında da, arkadaşlarına, havada durduğunu ve bunu görüp görmediklerini sordu. Arkadaşları hayır cevabı verince Sabetay onları suçladı.

Hatta bir defasında kendisinin Hazreti Davud’un mesih oğlu olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti. Ancak Sabetay Sevi, kendisini ilk defa Mesih ilan ettiğinde İzmir Yahudileri arasında çok büyük bir ilgiye erişemedi. Sahte Mesih’e “budala” gözüyle bakılması ağabeyini bile rahatsız ediyordu ancak tüm uyarılara rağmen Mesih rüyası gören Sabetay iddialarından vazgeçmiyordu. [10]

SABETAY MESİHLİĞİNİ İLAN EDİYOR

Sabetay Sevi, Yahudilerin mesihi beklediği 1648 senesinin bir kısmı geçtiği halde Mesih olarak ortaya çıkan kimse olmadığını görünce kendisinin Mesih olduğu yönündeki düşüncüleri zirve noktasına ulaşmıştı.

Sabetay Sevi Sinagog’da ibadet halindeyken, Talmud’un yasağına rağmen “Tetragramme”yi (Tanrı Yahve’nin, Yahudilerin sözlediği  YHVH gibi değil, sesli harflerle birlikte YAHVEH diyerek tam olarak söylenmesi) söylüyordu. Yahudilerin inancına göre Sabetay’ın yaptığını Süleyman Mabedi mevcut olduğu zaman, Kudüs’te, ancak Yüce Kral yani Mesih söyleyebilirdi.

Sinagog’da bulunan halk dualarına devam etti. Kimsenin kendisiyle ilgilenmemesi canını bir hayli sıkmıştı. Kendi kendine “ben bütün bu sıkıntıları bunun için mi çektim? diye soruyordu. Sinagog’da ibadet edenlerden sadece Isak Sylveyra, Sabetay’ın mesih olduğuna inanmıştı. Sahte Mesih de onu bir taçla ödüllendirecekti. [11]

Sabetay her ne kadar taraftar bulsa da, yahudi cemaati Sabetay’ın sözde Mesihliğine mesafeli durmayı bırakıp tavır almaya başladılar. İzmir hahamları Sabetay ve taraftarlarının ölümü hak ettiklerine karar verdiler ve Sabetay’ı aforoz ettiler. Çünkü Tanrı’nın adını yetkisiz ağza almak ölüm cezasını gerektirir.

Sahte Mesih ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. İzmir’de daha fazla dikiş tutturamazdı. Bu yüzden Mesihliğine yeni taraftarlar bulmak için 1648 senesinde İstanbul’a hareket etti.

Sabetay İstanbul’da kaldığı 3 sene boyunca da rahat nefes alamadı. Hem Yahudi cemaatinin hem de Osmanlı Devleti’nin baskısını ensesinde hissetti.  1654 yılında kendisine sözde Mesihlik belgesi veren Abraham Yachni adındaki bir hahamın tavsiyesi üzerine Yahudiliğin merkezi olan Selanik’e gitti.

Sabetay Kabala öğretisinin kalesi Selanik’te (Selanik o tarihte dünya üzerindeki Yahudi cemaatlerinin en büyüğü değilse bile en büyüklerinden biriydi.) de Yahudi cemaatini ve din adamlarını başına toplamayı başardı. Kendisinin Mesih olduğunu propagandasını üstü kapalı yapan Sabetay sonunda İzmir’de yaptığı gibi “Tetragramme” yi açıkça söyledi. Bu durum karşısında şaşırmış olan hahamlar, ona, bu hareketin sebebini sorunca da “Mesihim” cevabını verdi. Bu sözü küfür addeden hahamlar şiddetle aleyhine geçti.

Sabetay kendi kendine dini kurallar koymaya başlamıştı. Kudüs’ün işgal edildiği gün tutulan 10 Tamuz orucunu, dini litaratürden kaldırdı. Gazze’deki Yahudilerin oruç tutmaması gerektiğini emretti ve oruç tutmak yerine şenlikler düzenledi. Filistin’deki rabbiler bundan bir hayli rahatsız oldu.

Selanik’te de tutunamayan sahte Mesih bu kez soluğu Atina’da aldı. Orada da takip edildiğini, rahat ve huzur bulamayacağını anladı ve İzmir’e, İzmir’de de fazla kalamayarak İstanbul’a hareket etti. [12]

Sabetay kendisine ilk defa “Mesihlik belgesi” veren Abraham Yachni ile yaptığı çalışmalar sırasında bir Yahudi astronomi belgesi buluyorlar. O belgede; “Mesih, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin balık burcunda birleştiklerinde, doğacaktır” ifadesi yer alıyor. Sabetay bu balık işe Yahudi mahallelerini geziyor. Soranlara, İsrail’in kurtuluşunun “Balık Burcu”nda olacağını söylüyor. Sabetay Sevi taraftarlarının ayinlerinde “balık sembolü”nün bulunması bu anlayışa bağlanıyor. Böyle çocukça hareketinden dolayı ona haddini bildirmek için hahamlarca bir rehber görevlendiriliyor ve dövdürülüyor .

Sahte Mesih’i  hiçbir şey yıldıramıyordu. Sabetay sırasıyla İskenderiye, Kahire, Gazze ve Kudüs’e gitti.

HAYAT KADINIYLA EVLENMESİ

Sabetay Sevi bir hayat kadını olan Sara ile evlendi. Sara, Sabetay’ın Mesihlik iddialarını duymuş ve meşhur bir kadın olmak için Sabetay’la evlenmek istemişti. Sabetay ise bu evliliği, Yahudilik inancının Hoşea Peygamber’in hafif meşrep bir kadınla evlenmesindeki an’aneyle benzerleştirerek istemişti. Üstelik Hz. İbrahim’in de karsının adı Sara’ydı. Sabetay bu benzerlikleri kurarak batıl davasına “mucize süsleri” katmaya çalışıyordu.

GAZZELİ NATHAN’LA TANIŞMASI

Sabetay, 1664/1665 yılında, Sarrafbaşından ve oradaki halktan topladığı yardımlarla yanında karısı Sara ve birçok taraftarı ile El –Ariş yoluyla Kudüs’e dönerken Gazze şehrine uğradı. Orada Abraham Benjamen Nathan ile tanıştı. Bu, Gazzeli Nathan veya “Peygamber Nathan” olarak adlandırılıyordu. Nathan, Sabetay’ı, Gazze’ye gelmeden önce duymuş ve ondan istifade ederek meşhur olmak istemişti. Bunun için de rüyasında Sabetay’ın hakiki Mesih olduğunun haber verildiğini yaydı. Beş asırlık olduğunu rivayet ettiği bir vesikayı da Sabetay’a verdi. Buna karşılık “Mesih’in peygamberi” olarak tanınmasını istedi. Yahudi an’anesinde; peygamberlik Malaki ile bitmiyor, Mesih’in haberciliğini yapacak Elia Peygamberin geleceği kabul ediliyor. İşte Nathan da, bu peygamber olmak sevdasındadır. Sabetay, bu genç ve zengin Nathan’dan istifade edebileceğini düşünerek teklifini kabul ediyor. Nathan, parasının ve gençliğinin bütün hareketiyle, Sabetay’ın Mesihliğini ilana ve taraftar kazanmaya çalışıyor. [13]

SABETAY İKİNCİ DEFA MESİHLİĞİNİ İLAN EDİYOR

Sevi 1665 yılında yeniden İzmir’e geldi. Doğduğu şehrin halkı onu karşılamak için muhteşem bir tören düzenlemişti. “Kralımız, Mesihimiz” çığlıkları ile karşılanan Sabetay Mesihliğini ilan etmede tereddüt gösteriyor ve zamanın henüz gelmediğini düşünüyordu. Yahudi hahamları  ise Sabetay Sevi gibi düşünmüyor ve onu iyi karşılamıyordu.

Sabetay’ın giderek çoğalan taraftarları onu “Tanrı” ilan etmeye kadar ileri gidiyordu. O da, bu durumdan faydalanarak sürgünde bulunan Yahudilere Mesihlik mesajları gönderiyordu. Amsterdam, Hamburg, Avignon, Polonya ve İran’da Sabetay Sevi, “İsrail Kralı, İsrail Tanrısının Mesih’i” olarak kabul ediliyordu. Bu Mesih onları Filistin’e götürecek bir “Sion” önderidir.[14]

Sabetay’ın başlattığı hareket doğum yeri olan İzmir’i aşmış; Sakız, Rodos, İstanbul, Selanik, Edirne, Sofya, Belgrad,  Almanya ve Polonya’ya ve hatta bazı Bektaşi tekkelerine sıçramıştı. Sahte Mesih’i gören Yahudiler yere kapanmaya başlamıştı.

38 KRALLIK MESELESİ

GARİP BİR OLAY

Sabetay kendini aldatmadan başka, başkalarını da aldatmak için birçok hileye başvuruyor, her fırsatta mucizeler göstermeye çalışıyordu. Bunlardan biri de “İhya-yi Emvat” olayıydı. Bu olay şöyle baş göstermişti; Livorna’dan İzmir’e gelen Josef Penhaz isminde bir İtalyan Yahudi tüccar, esnaftan alacaklarını toplamak için Sevi ve taraftaları kendine çekmeye çalıştı. Bunun için halk arasında Sevi aleyhinde bir teşebbüsün  olduğunu taraftarlarını bildirdi. Ancak Sevi bunu duyunca bu olayın tezvirat olduğunu anlayıp Penhaz’ın dövülmesini emretti. Bu emir üzerine Sabetayistler, Penhaz’ın kaldığı eve  gitti. Bu durumu pencereden gören Penhaz; evinin önünde bekleyen öfkeli kalabalığa karşı bir şey yapamayacağını anlayınca kendine ölü süsü verdi. Sevi taraftarları eve dolduğunda Penhaz’ı hareketsiz bir vaziyette yerde bulup “Mucize, mucize” diye bağırmaya başladılar. Çünkü Sabetay’ın bedduları sayesinde adamın öldüğünü düşünmüşlerdi. İtalyan yahudisinin hilesini anlayan Sevi kurnazca davranarak bu hileden yararlanmak istedi ve soluğu Penhaz’ın evinde aldı. Sevi, ölüyü affedip diriltmeye karar verdiğini yanındakilere söyledi. Penhaz’ın yanına yaklaşıp bir iki dua okur gibi yaptı. Durumu anlayan Yahudi tüccar hemen dirildi ve Sabetay’la göz göze geldi. Birbirlerinin oyununu öğrenen ikili menfaat üzerine bir ilişki tesis etti. Penhaz ayağa kalkar kalkmaz Sevi’nin kendisini dirilttiği için ona iman ettiğini duyurdu. Bunu üzerine Sevi, bütün alacaklarını tahsil edip Yahudi tüccara teslim etti. Buna karşılık sahte Mesih de taraftarları arasında “Muhyi Emvat / Ölüleri Dirilten” sıfatını kazandı.[15]

SABETAY’IN TUTUKLANMASI

Yahudileri isyana teşvik eden, mesih iddialarıyla toplumun huzurunu bozan Sabetay Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa’nın emri gereğince tutuklandı ve 8 Şubat 1666’da elleri ve ayakları zincire vurularak İstanbul’a getirildi.

Bazı rivayetlere göre tutuklandığı sırada Sabetay’a kötü muamele yapıldı. Croix’e göre subaşı sahte Mesih’e “Kalk ayağa hain! Hainliklerinin ödülünü alma vakti geldi” diyerek Sevi’yi kırbaçlamıştı

Sevi İstanbul’a gelince şehirde teyakkuz hali başlamıştı. Dört bir yandan akıp gelen taraftarları; hapishane etrafında dolaşıyor ve Sevi’nin bir mucizeyle kurtulmasını bekliyordu. İçlerinden bazıları, Sabetay Sevi’yi hapishanede ziyaret edip kurtulması için dualar ediyordu. Diğer bir kısmı da, Sabetay’ın bulunduğu hapishane çevresini adeta “tavaf ediyordu.” [16]

Galante’nin rivayet ettiğine göre Sevi, ziyaretine gelen müridlerine, Sadrazam’ın sarrafı Mordehay Kohen’in oğlu Juda Çelebi’ye müracaat etmelerini söylüyor. Onun vasıtasıyla Mordehay Kohen, Fazıl Ahmed Paşa’nın ayaklarına kapandı ve Sevi’nin hapishanede çok rahatısız olduğunu söyleyerek naklini istedi.  Paşa da onu daha rahat bir yer olan Gelibolu’ya sürülmesini ve Kumkale’de Aydos’a hapsedilmesini emrediyor.

Aydos’ta müridlerinin sayısını artıran Sabetay’n gafil umutları yeniden yeşermişti. Kendi kafasına göre dini kurallar koyan Sabetay Yahudilerin, Kudüs’ün işgalinden dolayı matem günü olarak kutladıkları 9 Ab’ı kendi  doğum günü şerefine bayrama çevirmişti.  Tanrının yasaklanan adını ağzına alma cesareti gösteren Sabetay’ın bu tavrı inananlarını şaşırmamıştı.

Şeyh uçmaz müridi uçurur sözü Sabetay ve peşinden gidenler için de geçerliydi. Taraftarları Sabetay’ın her gece zindandan çıktığını ve semavi adın gücüyle Avrupa’dan Asya’da doğru Çanakkale Boğazını geçtiğini konuşuyorlardı.[17] İşte Cumhuriyeti kuran Sabetayist kadro bu tür safsatalara inanmaya teşneydi. İslami tekke ve zaviyeler kapatılırken, Kemalizm maskesi altındaki Sabetayizm tarikatının dervişleri piyasada gezinecekti.

SABETAY’IN MÜSLÜMAN OLMASI

Sabetay Sevi 16 Eylül 1666 tarihinde Divan huzuruna çıktı. Edirne’deki divanda Sadrazam Kaykamı Mustafa Paşa, Şeyhülislam Minkarizade Yahya Efendi ve Padişah imamı meşhur vaiz Vani Efendi hazır bulunuyordu.

Ve Sabetay huzura getirildi. Mahkemeyi perde arkasında gizlice takip eden IV. Mehmed Sabetay’ın kurtulması ona bir seçenek sunmuştu. Sabetay soyunacak ve vücuduna en maharetli okçular hedef alacaktır. Eğer atılan oklar vücuda işlemezse , o zaman Sultan’da kendisinin Mesihliğini tanıyacaktı Sahte Mesih’in tercümanlığını yapan Yahudi dönmesi olarak bilinen doktor Hayatizade ona mucize gösterip kendisini ve milletini kurtarması gerektiğini söyledi ancak Sabetay kendinde keramet olmadığını bildiğinden Mesih olmadığını söyledi.  Ancak padişah bu cevapla yetinmedi. Galante’ye göre Hayatizade vasıtasıyla Müslüman olmasını teklif etti. Kellenin gideceğini anlayan Sabetay kelime-i şahadeti ağzından geveleyerek Müslüman olduğunu söyledi. Sabetay Mehmed adını aldı. İnananları daha sonra onu yüceltmek için Mehmed Aziz Efendi olarak anmaya başladı. Sevi içoğlanlarına mahsus hamama gönderilerek gusül abdesti aldırıldı.

Sabetay hakkında yazılmış birçok eserde sözde Müslüman olan mesihin kapıcıbaşı olarak maaşa bağlandığı ileri sürülür. Ancak tarihçi Erhan Afyoncu Osmanlı belgelerine dayandırdığı “Sahte Mesih” adlı kitabında bu iddianın doğru olmadığını ispatlayacak nitelikte bilgileri önümüze koyuyor.

“Sabetay Sevi’nin Müslüman olduktan sonraki durumu şimdiye kadar Osmanlı vesikalarından takip edilmediği için yanlış yorumlanmıştır. Sabetay Sevi, Müslüman olduktan bir hafta sonra kardeşine yazdığın mektupta kendisini “kapıcıbaşı oturak”, yani emekli kapıcıbaşı olarak zikretmiştir. Ancak Osmanlı kaynaklarında Sevi’ye kapıcıbaşılık veya payesinin verildiğine dair bir malumat yoktur. Ayrıca aşağıda zikredeceğimiz Sabetay Sevi’nin maaş kayıtlarında sadece ismi “Mehmed” olarak zikredilmiş, herhangi bir unvan kullanılmamıştır. Hâlbuki maaş aldığı aynı zümrenin içindeki birçok kişi eski görev ve unvanlarıyla kayıtlıdır. Sabetay Sevi’nin kendisini kapıcıbaşı olarak zikretmesi bir yanlış anlamadan mı, yoksa bilinçli bir tavırla mı yaptığını bilemiyoruz.

Sabetay Sevi’nin Müslüman olması sırasında maaş bağlanması meselesi Osmanlı devlet teşkilatının fazla bilinmediği için araştırmacılar tarafından yanlış ele alınmıştır. Sabetay’ın Müslüman olması üzerine kapu ortasından tekaüd maaşı bağlanması hemen hemen bütün araştırmalarda “kapıcıbaşılık verildi” şeklinde yorumlanmıştır.

Kapıcıbaşılık meselesi hem odönemde hem de günümüzde çok farklı açılardan ele alınmıştır. Kendisine saraydaki önemli bir görevin veya ünvanın sultan tarafından verilmesi Sevi’nin Müslüman olmasının onurlandırılmasından mı, yoksa önemsiz bir sebepten mi verildiği araştırmacılar tarafından üzerinde durulan bir mesele olmuştur.” [18]

YAHUDİ ŞAPKASI VE DEVRİMİ

Sabetay’ın Müslüman olması tiyatrosu sırasında bir rivayet çok dikkat çekici. De la Croix’in aktardığı iddiaya göre Müslüman olmadığı taktirde kellesinin uçacağını anlayan Sabetay Sultan’a din değiştirmesini kabul etmesi için adeta yalvarmıştı. Hatta işi ileri götürüp Yahudi şapkasını yere atıp üstüne tükürmüş ve Yahudi dinene açık açık küfür etmişti. Gershom Scholem bu rivayete inanmadığını şerh düşse de ilk Yahudi ve Hıristiyan raporlarının ortak tanıklığının kolayca görmezden gelinemeyeceğini söylüyor…

Bu bilgiyi aktardıktan sonra biraz “komplo teorisi” yapalım. İlerde göreceğimiz gibi Cumhuriyet’i kuran kadroların Sabetaycı olduğu aşikar… Peki şapka devrimi adı altında Yahudi şapkası takmayı reddedenlerin asılmasındaki ısrarın ve kinin bu rivayetle alakası olabilir mi? Sabetay’ın takiye yaparak da olsa başına “sarık” takması da cabası… Sadece bir soru…

 SABETAY “MÜSLÜMAN” OLDUKTAN SONRA MEYDANA GELEN GELİŞMELER

Sabetay Müslüman olmamıştı. Sadece kellesinin gideceğini anlayınca takiye yapmıştı. Ancak çok sayıda taraftarı kendisine yüz çevirdi. Onun sahte mesih olduğunu anlayanlar onu lanetliyor ve düşmanlarının safına giriyordu. Sadece 200 kadar aile Sabetay’ın peşinden gitti. İnananları artık çifte kimlikle yaşayacaktı. Dışarıda Müslüman gibi cemaat içinde ise Yahudi gibi davranacaklardı…

Kendini peygamber ilan eden Gazzeli Nathan ise Sabetay’ın tornistanını meşrulaştırmak için Mesih’in rabbani yasanın ilgili maddelerine göre özel muafiyetler üzerinde hak sahibi olduğuna ilişkin konvansiyonel şekilde yasanın harfine uyan teze başvuruyordu. [19]

SABETAY’IN ÖLÜMÜ

Sabetay Sevi nam-ı diğer Aziz Mehmed Efendi, İstanbul’da iyi bir şekilde karşılanmasına rağmen, ilerleyen günlerde aleyhinde bazı şikayetlerde bulunanlar ortaya çıktı. Çünkü Mehmed Efendi sinagoglara gidiyor ve dine küfür içeren sözler sarf ediyordu. Şikayetler üzerine Aziz Efendi ve yanındakiler 12 Eylül 1672’de Bostancıbaşı Osman Hersek Ağa tarafından tutuklanarak, zincire vurulduktan sonra Edirne’ye gönderildiler. Sabetay sonra da Ülgün’e sürüldü.

Sahte mesih Sabetay son olarak sürüldüğü Ülgün’de  17 Eylül 1676 tarihinde 51 yaşında öldü. Sevi öldükten sonra Ülgün’de toprağa verildi ve bugün hâlâ “Mehmed Dadaş” adıyla bilinen mezar ziyaret edilmektedir.

Sabetay Sevi’nin ölene kadar devlet kayıtlarında yer alması, maaş ödenmesi ve ölümü üzerine “müteveffa” kaydının düşülmesi Osmanlı yönetimi tarafından onun Müslüman olarak görüldüğünü göstermektedir. [20]

Ancak inananlarına göre Sabetay ölmemişti sadece “gizlenmişti”

SABETAY’IN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ

Yahudi tarihçisi Gershom Scholem’in yazdığı “Sabetay Sevi Mistik Mesih” adlı kapsamlı biyografi kitabı Sabetay’ın kişisel özelliklerini anlatan çok sayıda ilginç anektodu içinde barındırıyor.

Sabetay cinlerin etkisi altında (Çevresindekiler Mezmurları okuduğu zamanlarda Sabetay’ın yüzünü bir ateşin kapladığını ve yüzüne bakamadıklarını söylerler, Sabetay’ın meczup hareketleri de onun cinlerin etkisi altında olduğunu gösterir.) çeşitli vizyonlar gören, kendini mesih hatta Tanrı sanan ve minarelere tırmanan bir mezcuptu. Yazmış olduğu hiçbir dini eser olmamasına rağmen belagatı ve cahil (ya da bir hastalık olarak “şizofren” demek daha uygun olur) cesaretiyle binlerce kişiyi derinden etkilemeyi başarmıştı.

Hiçbir şekilde göze çarpmamasına karşın Sabetay kuşkusuz iyi eğitim görmüş ve işinin ehli bir alimdi. Akli kapasiteleri iyi gelişmişti ama hiçbir şekilde şekilde olağanüstü değildi. Entelektüel bakımdan yaratıcı veya orijinal değildi ve edebi kabiliyetten tamamen yoksundu. Son yıllarına kadar hiçbir zaman Kabalacı tebliğler yazmamıştı.

Sabetay büyük bir olasılıkla bazı paranoyak unsurların yanı sıra manik depresif psikozdan da mustaripti. Erkek kardeşleri de yaptığı Sabetay’ın garip davranışlardan üzülüyor ve çevrelerine karşı utanç duyuyorlardı. Hayal aleminde yüzen kardeşlerini azarlamaları hiç fayda etmiyordu. Sabetay’a “budala” lakabı takılmıştı.  Ancak o bu lakabı da şeref ünvanına dönüştürmeyi başarmıştı. Kastorialı Israel Hazzan Sabetay’ın “Böyle söyledi sapına kadar budala” sözleriyle başlayan el yazısı bir notunu gördüğünü iddia etmişti. [21]

Sabetay zaman zaman kendine özgü bayramlar icat etmeyi pek severdi (Bir yerden tanıdık geliyor mu?) Israel Hazzan’a göre “o bir sefer büyük bir sofulukla ‘Rabbimiz ateş tarafından yapılan tatlı tatlı bir adak’ diyerek bir güvercin kurban etmişti.

SABETAY’IN EMİRLERİ

Sahte Mesih ölmeden önce inanlarının uyması gereken 18 emir vasiyet etti. Bu emirler arasında en önemlisi ise pek tabii “takiye” yapmak..

İşte o 18 emir;

Tanrı’nın birdir ve ondan başka Tanrı yoktur

  • Davud’un neslinden gelen Sabetay’dan başka Mesih ve kurtarıcı yoktur
  • Tanrı’nın adına da Mesih’in adına da yalan yere yemin edilmesin
  • Tanrı’nın ve Mesih’in adı anıldığı zaman saygı gösterilsin
  • Mesih’in sırrını anlatmak için toplantılar düzenlensin.
  • Sabetayistler arasında katiller bulunmasın. Sabetayistlerden nefret eden diğer milletlerden de kimse öldürülmesin
  • Yahudi yılının dokuzuncu ayı (Kislev) on altıncı günü herkes bir evde toplanarak Mesih ve “Mesihin İmanının Sırrı” hakkında işittiklerini birbirine anlatsın.
  • Aralarında zina hüküme sürmesin. Bu Beria’nın bir prensibi olmasına rağmen hilekârlar sebebi ile ihtiyatlı bulunmak lazımdır. Galante bu maddeyi açıklarken Sabetay’ın hem zinayı yasakladığını hem de serbest bıraktığına not düşer. Sabetayistlerin kendi aralarında cinsel ilişkiye girmeyi meşru ancak cemaat dışından birisiyle ilişki yaşamak yasaktır. (Hülya Avşar’ın “usturuplu seks” ifadesini daha sonraki yazılarda açıklayacağız.
  • Yalancı şahitlikte bulunulmasın ve kendi yakınına karşı yalan söylenmesin
  • Hiç kimse “sarık imanı”na (İslamiyet demek istiyor) inansa dahi zorla sokulmasın
  • Aralarında kıskançlar ve kendilerine ait olmayan şeylere göz dikenler bulunmasın
  • Kislev ayının 16’sındaki bayram, büyük bir sevinç ile ilan edilsin
  • Birbirinize karşı merhametli olun. Kendine yakın olanların arzularını kendi arzunmuş gibi gayret göster
  • Her gün gizlice Mezamir okunsun
  • Her ay, ayın doğuşu izlensin ve dualar edilsin
  • Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadi ile dikkat edilsin. (Bu hüküm Sabetay’ın  ve ona inananların Müslüman olmadıklarını, takiye yaptıklarını net bir şekilde ortaya koyar.
  • Müslümanlar ile nikah kıyılmasın.
  • Çocukları sünnet etmek için itina olunsun. (Sünnet Yahudi geleneğinde ve Tevrat’ta da yer alır.)

 

ÖZET BİLGİLERLE DÖNME GRUPLAR

Sabetay’ın ölümünden günümüze kadar geçen dönemde Sabetaycılar 3 ana kola ayrıldı; Yakubiler, Karakaşlar ve Kapancılar…

  1. YAKUBİLER

Sabetay’ın ölümünden sonra cemaatin postuna kayınbiraderi Yakup Çelebi oturdu. Yakubilerin alameti-i farikası takiyeyi zirve noktasına taşımalarıdır. Sabetayist gruplar arasında Müslüman geleneklerine en bağlı grup olarak tanınır. Öyle ki Sabetayistlerin lideri Yakup Çelebi örnek olması bakımından Hacca bile gitmiştir.  Büyük bir kısmı ticarete meyil etmemiş, memuriyete yönelmiştir. Sabetayistlerin genel kaidesi olan “cemaatin sırrını öğrenmek evlenmek ile başlar” kuralına en fazla riayet eden grup Yakubiler’dir..

  1. KARAKAŞLAR

Sabetayistlerin cemaat içi kavgaları en sonunda bölünmeyle sonuçlandı. Bir grubun iddiasına göre Sabetay’ın ruhu ölümünden 9 ay sonra doğan Osman veya Baruhya adındaki bir çocuğa geçmişti. Baruhya, 40 yaşına gelince onun mesih olduğunu iddia ettiler. [22] (türkiye’de dönme gerçeği 43)

  1. KAPANCILAR

Baruhya Osman öldükten sonra cemaatte büyük bir kavga daha patlak verdi. Bir grup Baruhya’nın Mesih olmadığına inanmaya başlamıştı.  Osman Efendi’nin mezarının açılmasını istediler. Eğer cesedi bozulmamışsa onun Mesihliğini tanıyacaklardı. Ancak Baruhya Osman taraftarları buna yanaşmayınca Sabetayisler bir kez daha bölündü. Kapancılar olarak tanınan İbrahim Ağa grubu Karakaşlardan ayrıldı. Çünkü mesih kendi suretiyle gelecekti. Osman’ın suretine girmesi için hiçbir sebep yoktu. [23]

İşte Cumhuriyet’i kuran, bizleri Osmanlı’nın gerici karanlığından “kurtaran”, bilimsel(!) düşünmenin mottolarını beynimize çivi gibi çakan sözde aydınlanmacı zihniyetin inandığı adam ve cemaatinin ilk yıllardaki durumu bu şekilde…

 

 

[1] Prof.Dr. Ahmet Hikmet Eroğlu, Osmanlı Devleti’nde Yahudiler, Ankara, Berikan, 2015, s.47

[2] Derin Tarih Dergisi, Ah Endülüs, Özel Sayı 4, s.137-138

[3] WOOD, Clement; İspanya’da Engizisyon, Çev. Ömer Rıza Doğrul, Coşkun Basımevi, İstanbul 1938

[4] http://ahmetsimsirgil.com/ii-bayezid-hanin-sahsiyeti/

[5] Derin Tarih, age, s.145

[6] http://odatv.com/endulus-muslumanlari-ve-yahudi-surgunun-gercek-yuzu-0205101200.html

[7] http://odatv.com/endulus-muslumanlari-ve-yahudi-surgunun-gercek-yuzu-0205101200.html

[8] Scholem, Gershom, Sabetay Sevi Mistik Mesih, Çev: Eşref Bengi Özbilen, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2011

[9] Age, 114

[10] Erhan Afyoncu, Sahte Mesih, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2013, s.87,88

[11] Abdurrahman Küçük, Dönmeler Tarihi, Ankara, Berikan Yayınevi, 2013, s. 204-205

[12] Age, s.214

[13] Age, s.222

[14] Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi, Vatan Gazetesi, 14 Kanunisani 1924; Gövsa, Sabetay Sevi 29.

[15] Abdurrahman Küçük, Dönmeler Tarihi, Ankara, Berikan Yayınevi, 2013, s. 235

[16] Vatan Gazetesi, 14 Ocak 1924

[17] Scholem, Gershom, Sabetay Sevi Mistik Mesih, Çev: Eşref Bengi Özbilen, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2011 s.536

[18] Erhan Afyoncu, Sahte Mesih, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2013, s.147-148

[19] Scholem, Gershom, Sabetay Sevi Mistik Mesih, Çev: Eşref Bengi Özbilen, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2011 s.714

[20] Erhan Afyoncu, Sahte Mesih, İstanbul, Yeditepe Yayınevi, 2013, s.163, 170

[21] Scholem, age, s. 121, 131-132

[22] Dr. Hüda Derviş, Türkiye’de Dönme Yahudi Gerçeği, Çev: Dr. Mustafa Özcan, Özgü Yayıncılık, İstanbul, 2006

[23] Abdurrahman Küçük, age, s.312

 

Faruk Akbay / farukakbay.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir